Konteyner Geçiyor Fakat Yolcu Geçemiyor: Türkiye'nin Abhazya Politikası ve Vatandaşları
Türk vatandaşlarının başlattığı kampanya Ankara'dan tanımadan daha azını istiyor: Abhaz pasaportları kabul edilsin, Trabzon-Sohum deniz hattı yeniden açılsın, malların zaten aştığı denizi aileler de aşabilsin.
Abhaz diasporasının Türkiye'deki temsilcileri 29 Haziran'da, Dışişleri Bakanlığı'nı Abhazya politikasını gözden geçirmeye çağıran bir kampanya başlattı. Destekçiler başvurularını Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi CİMER üzerinden iletiyor. İmzalanan metinde üç talep var: Abhazya Cumhuriyeti'nin tanınması; bu gerçekleşene kadar Abhaz pasaportlarının Türkiye sınır kapılarında geçerli seyahat belgesi sayılması; ve Türkiye'nin başka yerlerde zaten işlettiği türden teknik düzenlemelerle doğrudan deniz ve hava bağlantılarının açılması. 4 Temmuz'da kampanyaya Emek Partisi de açık destek verdi.
Bunun ne olduğuna dikkat edin. Başvuru Türk vatandaşlarından geliyor ve kendi hükümetlerine yöneliyor. Dili jeopolitiğin değil; aile hayatının, sağlığın, eğitimin ve seyahat özgürlüğünün dili. Metin Abhazya'yı "deniz komşumuz" diye anıyor ve tecridin askıya aldıklarını sıralıyor: düğünde ve cenazede bir araya gelemeyen aileler, vaktinde nakledilemeyen ağır hastalar, uluslararası eğitimin dışında kalan gençler.
Tanıma, kampanyanın tavanı. Tabanı ise daha mütevazı ve daha acil: iki kıyının yaşayan hafızada hâlâ hatırladığı türden olağan insani ve ticari temas. Bu taban bugün erişilebilir. Ankara'ya yeni bir bedel de yüklemiyor; ödenmesi gereken ne varsa başka yerlerde çoktan ödenmiş durumda. Üstelik Türkiye'nin çıkarlarına en az Abhazya'nınkiler kadar hizmet ediyor. Gerekçeler şöyle.
Duran feribot
1996'ya kadar Trabzon ile Sohum arasında haftada iki kez feribot işliyordu. Sıradandı; mesele de zaten bu: tüccarlar, öğrenciler, akrabalar iki kıyıyı yüzyıllardır birbirine bağlayan denizi aşıyor, kimse bu geçişi siyasi saymıyordu. Ocak 1996'da Bağımsız Devletler Topluluğu, Gürcistan'ın talebiyle Abhazya'ya ambargo koydu. Türkiye BDT üyesi olmadığı hâlde karara uydu ve feribot durdu. Kapı bir yıl önce zaten daralmıştı: Türkiye 1995'ten itibaren Abhazları eski Sovyet belgeleriyle kabul etmeyi bırakmış, onları çoğunun taşımayı reddettiği Gürcistan pasaportlarına yönlendirmişti.
Ablukanın sicili sıfata gerek bırakmıyor. 1992-1993 savaşının yaralarını henüz saramamış bir halka yıllarca süren sıkıntı yaşattı ve hiçbir siyasi sonuç üretmedi. Rusya bile ambargoyu 2000'e kadar uyguladı; on yıl dolmadan diaspora önderleri, ambargonun kendi ülkelerine ticaret ve itibar kaybettirdiğini açıkça söyler olmuştu.
Ankara bunu biliyordu. Dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan 2008'de Meclis'te, Türkiye'nin Trabzon-Sohum gemi seferlerinin yeniden başlatılmasını güven artırıcı önlem olarak defalarca önerdiğini, ancak ilerleme sağlanamadığını söyledi. Birkaç hafta önce de kıdemli bir Abhaz parlamenter, Ankara'dan aynı konuyu Başbakanlığın dış politika danışmanıyla görüşmüş olarak dönmüştü. Yani feribot bir diaspora hayali değil. Türkiye'nin kendi Dışişleri Bakanlığı'nın bir zamanlar masaya koyduğu bir politika ve dosya, iki tarafta da yirmi yıla yakındır açık.
Konteynere hoşgörü var, yolcuya yok. Mallar denizi aşıyor; karşı kıyıda anavatanı ve akrabaları olan Türkiyeli bir Abhaz aşamıyor.
Durmayan ticaret
Ambargonun durduramadığı şey ilişkinin kendisi oldu; ambargo onu yalnızca gayriresmîleştirdi. Türk kuru yük gemileri Sohum'a sefer yapıyor, Türk malları Abhazya'nın raflarını dolduruyor ve Sohum, savaşın bitiminden bu yana İstanbul'da açıkça çalışan bir tam yetkili temsilci bulunduruyor. Abhazya'nın yayımlanmış gümrük kayıtlarının her yılında Türkiye, Rusya'dan sonra ülkenin ikinci ticaret ortağı. Gümrük komitesinin 2025 verileri ticaret hacmini yaklaşık 4,5 milyar ruble (58.5 Milyon Dolar), yani dış ticaretin yüzde 7,5'i olarak veriyor; bu ticaretin tamamı resmen deniz yoluyla taşınıyor ve Sohum, Oçamçıra ile Pitsunda limanlarında gümrükleniyor.
Yakından bakınca rakamlar, kayıt dışılığın bedelini de gösteriyor. Hacim 2015'te 3 milyar ruble civarındayken 2017'de 1 milyarın altına indi, 2023'te Abhazya'nın ticaretindeki rekor paya çıktı, 2025'te ise yüzde 15 geriledi; o yıl Abhazya'nın Türkiye'ye ihracatı yarıdan fazla düştü. Balık, hurda metal ve kereste gidiyor; makine, yakıt, tekstil ve hayvansal ürünler geliyor. Türk mallarının bir bölümünün ise Abhazya pazarına açık deniz üzerinden değil, dolaylı olarak, Soçi ya da Gal bölgesi üzerinden ulaştığı sanılıyor. İki kıyıya bu kadar yarayan bir ticaret, mümkün olan en kötü koşullarda ayakta: kayıt dışı, sigortalanamaz, Türk tarafında kayda geçmeyen ve üzerine plan kurulamayan.
Kampanyanın gözler önüne serdiği saçmalık şu. Konteynere hoşgörü var, yolcuya yok. Mallar denizi aşıyor; karşı kıyıda anavatanı ve akrabaları olan Türkiyeli bir Abhaz aşamıyor. Soçi'ye uçmak, Rusya'dan transit vize almak ve Psou kapısında sıraya girmek zorunda; feribotun bir zamanlar tarifeyle kat ettiği yol için bir günü aşan bir dolambaç bu. 2000'lerin sonunda bile on binlerce kişi bu dolambacı her yıl yapıyordu.
Bir asırlık talep
Kimin istediği önemli; saymaksa zor. Türkiye'deki Abhaz kökenli nüfusa ilişkin tahminler on binlerden bir milyona kadar uzanıyor. Abhaz Kültür Dernekleri Federasyonu'nun başkanı bir keresinde, yakın akraba Abazinleri de katarak 500 ila 700 bin demişti; dili hâlâ konuşabilenlerin sayısının ise 10 binin altında olduğu tahmin ediliyor. Bütün bu sayılar tahmindir ve tahmin olarak okunmalıdır. Tartışma götürmeyen şu: bunlar, denizin karşısında akrabaları, aile mezarları ve ata köyleri olan Türk vatandaşları. Başvurudaki örnekler retorik süs değil. Cenazenin takvimi kendine göredir; hastaneye ihtiyacı olan hasta ona bugün ihtiyaç duyar, transit vizeden sonra değil.
Bu topluluğun örgütlenme alışkanlığı Türkiye Cumhuriyeti'nden eski. Ergün Özgür'ün diasporanın lobi faaliyetleri üzerine incelemesi bu geleneği, 1908'de İstanbul'da Osmanlı generalleri ve aydınlarınca kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti'ne kadar götürüyor. 1990'ların savaşları sırasında dayanışma komiteleri kuruldu. Eduard Şevardnadze 2002'de Türkiye'yi ziyaret ettiğinde yetmiş dernek ve 6 bin 675 kişi, Abhazya'yı savunan bir bildirinin altına imza attı; Mihail Saakaşvili'nin Mayıs 2004'teki ziyaretinde bir yenisi geldi. 2008'de Abhazya'nın Dostları, Sohum'a doğrudan gemi ve uçak seferleri için imza kampanyası açtı; sonradan WikiLeaks'in yayımladığı 2009 tarihli bir Amerikan diplomatik telgrafı, aynı talebin yabancı elçiliklere de ulaştığını kaydetti.
Duvar ise alçalmak yerine yükseliyor. Önceki Abhazya seçimlerinde diaspora seçmenleri oylarını İstanbul'daki sandıkta kullanırdı. 2025 cumhurbaşkanlığı seçiminde, sessizce Sakarya'ya taşınan sandık, yerel yetkililerin Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü gerekçe göstererek itiraz etmesi üzerine seçim gününde iptal edildi. Türk vatandaşlarından oluşan bir topluluk, üyelerinin öteki vatanları için Türkiye topraklarında oy kullanamadığını gördü.
CİMER kampanyası bu yüzden bir yenilik değil; topluluğun bir nesildir yasal yollardan, sabırla ve yazılı olarak yinelediği talebin son halkası. Yöntem her seferinde aynı: tehdit yok, ültimatom yok; devlete, devletin kendi kanallarından başvuru var. Vatandaşının sadakatine değer veren bir hükümet, bu talebin ne kadar sadakatle yinelendiğini fark edebilir.
Ankara'nın kendi eliyle kurduğu emsaller
Başvurunun gösterdiği emsaller özenle ele alınmayı hak ediyor, çünkü argümanı onlar taşıyor. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıyan tek devlet ve Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü'nün (ICAO) kısıtlamalarına rağmen oraya hava bağlantısı işletmek için kendi formülünü kurmuş durumda. Başvuru buna bir not düşüyor: Birleşik Krallık geçmişte KKTC seyahat belgelerini kabul etti. Metnin okumasıyla bu, bir pasaportun, onu veren devlet tanınmadan da geçerli sayılabileceğinin kanıtı.
Tayvan aynanın öteki yüzü. Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti'ni tanıyor ve Taipei ile diplomatik ilişkisi yok; buna rağmen ikili ticaret, Türkiye'nin oradaki kendi temsilcisinin verdiği rakamla 2022'de yaklaşık 2 milyar ABD dolarına ulaştı, Tayvan'ın Türkiye'deki yatırımı 3 milyarı geçti. Uçuşlar devletler arası antlaşmalarla değil, sivil havacılık otoriteleri arasındaki teknik düzenlemelerle işliyor; başvurunun Sohum için önerdiği mekanizma tam olarak bu. Türkiye 2008'de, değer verdiği ortaklarının itirazlarına rağmen Kosova'yı da tanıdı.
Mesele bir çifte standart suçlaması değil; bir yetkinlik tespiti. Ankara, çıkarları gerektirdiğinde pratik bağları tanıma sorusundan nasıl ayıracağını kendi pratiğinden, usul ayrıntısına kadar zaten biliyor. Kampanyanın istediği, Türkiye'nin icat ettiği bir yöntemin uygulanması.
Çıkar testi
Bu Türkiye'ye yarar mı? Trabzon'dan başlayalım. Doğu Karadeniz ekonomisi, tüccarlarının 1996'dan önce yüzyıllarca beslediği bir hattı ve pazarı geri kazanır. Türk ihracatçılar zaten dönen ticareti resmîleştirir; sözleşmeler icra edilebilir, yükler sigortalanabilir olur. Ankara ise kendi vatandaşlarından oluşan çok büyük bir topluluğun gözünde itibar kazanır; bunun diplomatik bedeli neyse Lefkoşa'da ve Taipei'de çoktan ödenmiştir.
Bir de soğukkanlılıkla söylenmesi gereken stratejik nokta var. Bugün Abhazya'ya açılan yasal yolların neredeyse tamamı Rusya Federasyonu'ndan geçiyor ve trafik rakamları bunu açıkça söylüyor. Cumhuriyetin dış ticaretinin değer olarak dörtte üçünden fazlası artık Rusya kara sınırını karayoluyla aşıyor; Rus topraklarına değmeyen tek ticari kanal olan deniz ise onda birinden azını taşıyor. Rusya'nın Abhazya ticaretindeki payı 2025'te yüzde 75'e ulaştı; hacim dört yılda üçte iki büyüdü. Uzun yıllar kapalı kaldıktan sonra 2025'te yeniden açılan Sohum havalimanı, tarifeli uçuşları yalnızca Rus şehirlerinden, yalnızca Rus havayollarıyla alıyor. Otuz yıllık tecrit Moskova'nın Abhazya'daki konumunu gevşetmedi. Tersine, Rusya'yı tek kapı olarak bırakıp o konumu perçinledi. Doğrudan bir Türkiye bağlantısı, masadaki seçenekler içinde Abhazya'nın bağlantılarını daraltmak yerine genişleten tek politika.
Karşı argüman gerçek ve saygıyı hak ediyor. Türkiye, Gürcistan'la ilişkisine değer veriyor ve bunun nedenleri var: Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı, Bakü-Tiflis-Kars demiryolu, NATO programları içindeki iş birliği ve Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne verilen resmî destek. Gürcistan itirazını denizde de uyguladı. Ağustos 2009'da sahil güvenlik güçleri, Abhazya'ya yakıt taşıyan Buket tankerine el koydu; bir Gürcistan mahkemesi geminin Türk kaptanı Mehmet Öztürk'ü 24 yıl hapse mahkûm etti ve kaptan ancak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Tiflis'e gitmesinin ardından, günler içinde serbest kaldı. Gürcistan o yıl 23 gemiyi alıkoydu; bir sayıma göre önceki on yılda el konulan Türk gemisi sayısı altmışı aşmıştı.
Üç yanıt ayakta. Birincisi, burada önerilen hiçbir şey tanıma gerektirmiyor; başvuru bilinçli olarak o eşiğin altında kalacak biçimde kaleme alınmış. İkincisi, devletler tanımadıkları yapılarla bağ kurmayı rutin olarak sürdürür; Türkiye'nin Tayvan pratiği bunun işleyen kanıtı. Üçüncüsü, politikanın kendini göstermesi için 1996'dan bu yana vakti oldu ve Abhazya'yı Tiflis'e bir adım bile yaklaştırmadı. Amaç yeniden bütünleşme idiyse, yöntem tam tersini üretti: diğer bütün kapılar kapandığı için Moskova'ya her geçen yıl daha sıkı bağlanan bir ülke.
Bu da argümanı kampanyanın başladığı yere döndürüyor. 2023'te bir muhalefet milletvekili Dışişleri Bakanı'na Türkiye'nin Abhazya'yı tanıyıp tanımayacağını sorduğunda, AbkhazWorld gerçekçi sorunun başka olduğunu yazmıştı: tanıma gelecek mi değil, Trabzon ile Sohum arasındaki feribot yeniden ne zaman çalışacak. Son seferden otuz yıl sonra Türk vatandaşları bu soruyu resmî ve yazılı biçimde kendi hükümetlerine soruyor. Yanıt ne antlaşma, ne zirve, ne harita değişikliği gerektiriyor. Bir tarife gerektiriyor.






